"Çocuklar Barışı Bilir" Konulu Kompozisyon

 

(Not: Aşağıdaki Yazı 2009 Yılında Lions Kulübünün Düzenlediği Kompozisyon Yarışmasında Türkiye Birincisi Olmuştur.)

KOLLARIMIZI BARIŞ İÇİN AÇALIM!

      Bahar BAYKAN  
8/C  

            Herkes gibi bir karakter, kişilik sahibi değildim. Kısacası o henüz oluşmamış kişiliğimin arayışı içindeydim… Eeee büyük arayışlar, büyük serüvenlerin başlangıcıdır sonuçta. 
            Kişiliğimi ararken bir kitap geçmişti elime yıllar öncesinde. Bu kitap denizhıyarlarının hikâyesini anlatıyordu. Bunlar yüzleri olmayan; ama gene de hayata inatla tutunan hayvanlardı. Bir saldırıya uğradıklarında iç organlarının tümünü dışarıya fırlatıyordu, böylece gladyatörlerin hasımlarını bir ağ atarak durdurmaları gibi, kendi canlarını kurtarma fırsatı buluyorlardı. Sonra yosun ormanına sığınıp dinleniyor ve hücrelerinin birbirine tutunmalarını ve sonra birbirinden farklılaşarak az önce yitirdikleri organlarına dönüşmelerini bekliyorlardı…
            İşte bende küçücükken saldırıya uğramış bir denizhıyarı gibi hissediyordum kendimi, henüz içim bomboştu, kişiliğim yoktu ortada. Denizhıyarı ile aramızdaki tek fark; o yeni hücrelerle bir kalp yapıyordu kendine, bense varolan; ama henüz bomboş olan o kalbi dolduruyordum. Yaşama bir anlam katmak için; dünya üzerindeki kırgınlıkları, öfkeleri bir denizhıyarı gibi fırlatıp, yerine huzur dolu, barışla yaşayabileceğim bir ortam yaratıyordum kendime… O zamanlar küçücüktüm; ama şimdi daha iyi anlıyorum, yapmaya değecek tek yolculuğun, içimize yapacağımız yolculuk olduğunu biliyor ve kendi barışımı, kendim yaratmak için karşı çıkıyorum kâinata! O nefret, hırs dolu ellerini üzerimizden çeksin, diye inatla karşı duruyorum…
            Yıllar öncesinde özenmişim denizhıyarlarına, daha küçücükken istemişim kötülüğün yok olmasını dünya üzerinden… Oysa şimdi sağıma dönüyorum; birbirine küsüp, yıllarca konuşmayan kardeşler, soluma dönüyorum; çocuğunu kalbinde hiç sızı olmadan evlatlıktan reddeden anne - babalar. Gözlerimi kapayıp, açıyorum; o da ne? Ülkeden ülkeye, kardeşten kardeşe barış dağıtan, beyaz güvercinimi vurmuşlar. O küçük bedeni yerlerde; ama o, zeytin dalını hâlâ bırakmamış. Can vermiş; ama sımsıkı tutmuş o barış dalını. Bir güvercin bile yok olmasını istememiş barışın. Çünkü o bile bilirmiş; barış ve birlik olmadan dünyanın çekilmeyeceğini… Bir güvercin bile bilirmiş de, gel gör ki insanlık bilmezmiş, zaten insanlık bilmedikten sonra bir anlamı yokmuş.
            Keşke diyorum şimdi, keşke herkes bir denizhıyarı misali, dünya üzerindeki kırgınlıklarını, öfkelerini, nefreti ve kötülüğü fırlatıp atsa, yerine barış dolu bir kalp koysa ve herkes kollarını barış için açsa!