Okumayı Sevmeyenlere İthaf Ediyoruz.

 

 

OKUMAYI SEVMEYEN TÜM İMKÂNLARI OLMASINA RAĞMEN OKUMAMAK İÇİN DİRENENLERE İTHAF OLUNUR LÜTFEN OKUYUN…

2006 Sosyal Bilimler Olimpiyatı Türkiye 1.si
2006 Türkçe Olimpiyatı Dünya 2.si

Merhaba…

Ben doğunun bir ucunda öğretmen hasreti çeken yüzlerce köy çocuğundan biriyim.
Adım Gülbeyaz. Annem hayata hep güleyim, güzel günler göreyim diye adımı Gülbeyaz koymuş. Ama keşke… Keşke isimler, insanların kaderini değişterebilseydi. Burada okulumuz var, tahtamız, sıralarımız, silgimiz, sobamız var. Fakat sen yoksun öğretmenim…

Biz de Ali’yiz, Ahmet’iz, Ayşe’yiz, Zeynep’iz…
Bu yıl da cıvıl cıvıl bir okul hayal ederek okula koştuk. Hatta bak. Dün akşam ellerimize kınalar yaktık. Çünkü bayram bildik geleceğin günü, ama sen yoktun öğretmenim. Gelseydin… Gelseydin çiçeklerle karşılayacaktık seni okulun önünde.
Sen sıcacık ellerin ile başımızı okşayacaktın, gülen yüzünle gözlerin içimizi ısıtacak, küçücük kalplerimiz o sevgi ile kuşlar gibi kanatlanacaktı.

Sonra, sonra sınıflarımıza geçecektik ve biz evden getirdiğimiz tezeklerle hep beraber sobayı yakacaktık. Isınacaktık bir güzel. Hayata, insanlığa, güzelliğe ısınacaktık öğretmenim. Ama biliyoruz; bunlar hep hayal ve biz hep içimiz buruk yaşıyoruz öğretmenim. Biz bu topraklara bahar getirmenin hayallerini kuruyoruz.. Fakat sen yoksun ya öğretmenim. Her tarafta kış var, rüzgar var, tipi var, her yerde cahillik var, kan davaları, başlık paraları var..

Biliyor musun daha iki gün önce Kadriye’yi berdel deyip, töremizdir deyip 50 yaşındaki bir adamla evlendirdiler. Hatta o gün Kadriye, ben ve diğer arkadaşlarım sokakta oturmuş peynir ekmek yiyorduk. Sonra Kadriye’nin annesi geldi, ellinden tuttu. Dedi ki ‘Hadi gel, sana gelinlik giydireceğiz’. Sonra onu aldı götürdü. Gidiş o gidiş. Ne olduğunu bile anlayamadık. Kadriye henüz 12 yaşında, oyun çağındaydı öğretmenim ve şimdi o yok. Çünkü intihar etti.

Ha.. Bir de burada teröristlerin kandırıp, dağa kaldırdığı çocuklar var. Kalem tutması gereken ellerine silah tutuşturulan, maşa gibi kullanılan çocuklar. Onlar kabuğu düşmüş kaplumbağalar gibi sersefil, dönmesini unutmuş çemberler gibi kalakalmışlar dağ başlarında. Ailelerine ise ‘kader böyle imiş’ deyip, elleri kolları bağlı beklemek düşüyor. Öğretmenim sahi bir insanın çocuğunun katran kazanlarına atılmasını seyretmesi nasıl bir duygu?

Ah öğretmenim ah… Bunlar hep sen olmadığın için. Sen gelseydin dağ gibi yollar kesilecek, bereketli başaklarımızı cılız güveler yemeyecek, şanlı ayyıldızım bayrağım kavgaların enkazından bizlere küskün bakmayacaktı. Gel ki bayrağımızın gülümseyişi vursun yüzerimize. Matemimiz bayram olsun..

Bekledik o gün.. Gelen olmadı ve biz tekrar evlerimize döndük. Ertesi gün tekrar okula gittik gelmeyeceğini bile bile. Ertesi gün… Daha ertesi gün hep gittik…
Boynumuz bükük kaldı elimizdeki çiçekler gibi. Ne olursa olsun gelmeni istiyoruz öğretmenim. Evet öğretmenim gelin. Gelin ve bize bizi anlatın. Siz gelmelisiniz; görmeyenlere göz, duymayanlara kulak, yürüyemeyenlere ayak olmalısınız. Siz gelmezseniz; kimden öğreneceğiz insan gibi sevmeyi ve sevilmeyi, bizi kim hazırlayacak Türkiye’mize.

Keşke, keşke bu hüzünlü film biran önce bitse. Işıklar yansa, bir de baksak ki sen dört bir yanımızda, yükselen karanlıkların dağların tepesinden dolunay gibi doğmuşsun öğretmenim. Bizlere bilgi getirmişsin, kitaplar getirmişsin kucak kucak.
Ha.. kitap dedim de aklıma geldi öğretmenim. Bak sana ne göstereceğim. Bunu geçen gün trenden attılar. Ara sıra böyle kitap attıkları da oluyor. Bu kuş uçmaz kervan geçmez köyden bir demiryolunun geçmesi -haftanın iki günü de olsa tren sesinin de duyulması- doğrusu büyük şans. İşte o günlerde biz çocuklar trenin sesini duyar duymaz başlarız ardı sıra koşmaya, hem de bütün gücümüzle. Gerçi bu tehlikeli bir oyundur, ama olsun. Trenden atılan gazeteler, dergiler kapanın ellinde kalır. Sonra bu eski gazeteleri okuruz bir güzel. Okuruz okumasına da, şu magazin sayfaları yok mu? İşte bunların yüzünden bizim köydeki kızların neredeyse yarısı artist özentisi olup çıktılar öğretmenim.

Ne olur öğretmenim gel… Gel de bizlere hayatın bir magazin masalı olmadığını anlat. Sedaların, Hülyaların, Gülbenlerin, o hoş kahkahaların ardındaki dev yalnızlıklardan bahset. Reyting canavarlarının o sahte yıldızları bizi yutmadan, özendiğimiz hayatlarının hazin romanından söz et bize. Yıkılan yuvalardan, kırık hayatlardan, o arka sokaklardan, sahipsiz çığlıklardan söz aç.
Anlat ki; hazan vurmasın yapraklarımıza.
Anlat ki; yörüngesiz kalmasın bilgilerimiz.

Ne olur öğretmenim gel. Çünkü burada şefkatli parmaklarınızın okşamasını bekleyen güller var. Burada gülistanlar var; damlaya susamaktan dudakları çatlamış, yağmurunuza muhtaç. Burada her kar tanesi bir gül yaprağını donduruyor. 7.3 rengindeki depremler yüreğimizde. Bombalar bağrımızda patlıyor şimdi. Eğer gelirseniz; buralarda bahar gelir öğretmenim. Kin ve nefretin yerine, sevgi çiçekleri açar.

Biliyorum burası çok soğuk, çok kurak, kışlar çok çetin ama senin bizlere sevgin olduğu gibi, bizim de sizi ısıtacak yüreklerimiz var. Gözlerimiz yollarda, seni bekliyoruz. Gel artık öğretmenim, ne olur gel. Bizi daha fazla karanlıkta bırakma. Bizleri karanlığa alıştırma öğretmenim. Gel…

Ve siz buradakiler; en çok sevdiğiniz renk halen yeşil ise, siyahları fark etmiyorsanız, dikenler batmıyor ise ellerinize, acılar demirlemiyorsa yüreğinize, bir oyun havası ise bütün hayatınız…
Hadi… Hadi kalkın oynayın, boş verin tıkayın kulaklarınızı, dinlemeyin bu söylediklerimi, unutun gitsin kınalı ellerimi…

Abi eğer bir kış günü trenle geçersen bu uzak dağ köyünden, o zaman daha iyi anlayacaksın beni. O zaman göreceksin tipinin karın dehşetini. Sahi abi sen hiç çektin mi acısını istasyonlarda tandır ekmeği ve yumurta satan yarı çıplak çocukları.

Aaa..
Tren. Siz de duydunuz mu trenin sesini. Çabucak yetişmeliyim, kimbilir kısmetime bir kitap bir gazete düşer bugün. Gazete, gazete atın bana. Ne olur durun. Bir gazete atın bana. Gazete.

Görüyorsunuz ya abi, bir tren daha geçip gitti. Ama benim için her gün, günlerden umut. İnanıyorum bir gün mutlaka yankılanacak dünyanın her yanında Gülbeyazların çığlığı. Çünkü arzda deprem olurken, semalar kan ağlarken, her şey alt üst her şey talan iken; durur mu Mevlana gönüllü öğretmenler.

İnsanlığın baharı senin elinden öğretmenim.
Ne olursun gel artık.
Gel…